Contacts

92 Bowery St., NY 10013

thepascal@mail.com

+1 800 123 456 789

Kategori: Blog

Your blog category
Blog

Anadolu’da Zamanın Şahidi: Yozgat Saat Kulesi

Yozgat Sancağı Mutasarrıflığı’ndan Dâhiliye Nezareti’ne gönderilen 30 Ağustos 1897 tarihli vesikada, “padişahımız sayesinde Yozgat’ta inşa olunan büyük saat kulesinin tamamlanmasıyla mülkî ve askerî memurların, ulema, eşraf ve şehrin ileri gelenlerinin hazır olduğu bir merasimle resmî açılışının yapıldığı, bu vesileyle halife hazretlerine hayır dualar edildiği, bu esnada çekilen fotoğraflardan birinin teneke mahfazaya konularak padişaha sunulmak üzere postaneye verildiği” aktarılır.
Yozgat Sancağı mutasarrıfı Ahmed Edib’in mührüyle gönderilen bu yazı ve fotoğrafı teslim alan Dâhiliye Nazırı Memduh Paşa, 20 Eylül 1897’de kendi üst yazısıyla beraber, gelen evrakı Sadaret makamına iletir. Devrin sadrazamı Halil Rıfat Paşa da bu evrakı, 30 Eylül 1897’de Sultan İkinci Abdülhamid Han’a takdim eder.
Zarif bir sanat eseri olan Yozgat Saat Kulesi’nin resmî açılışının, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın tahta çıkışının (31 Ağustos 1876) yirmi birinci senesine; açılış müjdesi ve fotoğrafının takdiminin de sultanın doğumunun (21 Eylül 1842) elli beşinci yıldönümüne denk getirilmeye çalışılmış olması muhtemeldir.

Saat Kulesinin Mimarî Yapısı
Bir dönem Yozgat tarihine damga vuran ve bütün
ihtişamıyla günümüze ulaşmayı başaran asırlık saat kulesinin sırrı; inşasında kullanılan taş malzemesinde ve bu muhteşem eseri gönül hoşnutluğuyla yapan, yaptıran ve yaşatanların alın terlerinde saklıdır. O yüzden bir eseri; ya yapan, ya yaptıran, ya da yaşatan olmak lazımdır ki -dünya döndükçe- isimleri her daim hayırla yad edilsin. O devirlerde, hükümet binası yakınında, bütün haşmetiyle yükselen Yozgat Saat Kulesi de Tevfikizade Ahmet Bey’in teşebbüsleriyle Şakir Usta’ya yaptırılır. Osmanlı Arşivleri’nde yer alan 31 Ekim 1901 tarihli bir vesikada, “Yozgat muteberanından eski belediye reisi Tevfik Efendizade Ahmet Şükrü Efendi’nin eğitim, bayındırlık ve hayır işlerinde gösterdiği üstün hizmetlerden dolayı üçüncü rütbe ile taltif edildiği” belirtiliyor. Bu vesika, Ahmet Bey’in Yozgat’ta hayır işlerinde her zaman en önde koştuğunu teyit etmesi açısından çok mühimdir.
Saat kulesini dikkatle incelediğimizde, devrin mimarî anlayışı ve Osmanlı zarafeti hakkında önemli bilgilere sahip oluyoruz. Şehrin her noktasından rahatlıkla görülebilecek şekilde yapılan saat kulesi; kaide, gövde ve köşk kısımlarından oluşuyor. Enine silmelerle yedi bölüme ayrılan yapı, 30 santim kalınlığında sağlamlığıyla bilinen yerel sarı bazalt kesme taşlarla inşa edilmiştir. Yaklaşık 16 metre yüksekliğindeki bina, kare prizma gövdelidir. Kaide kısmındaki oda, muvakkithane olarak kullanılıyor olabilir.

Fransa’nın Morez Şehrinden Gelen Saat
Şüphesiz kulenin en çok dikkat çeken özelliği, ahşap köşkün üzerini örten, dalgalı, saçaklı armudî kubbesidir. Burada yer alan çanın sesinin uzaklara kadar duyurulması için kenarlarında açıklıklar bırakılmıştır.
Kurşunla kaplı kubbe, 1984’teki onarımda kalayla örtülmüştür. Onun altında dört yönde, 80 cm çapında, üzerinde İslâmî rakamların yazılı olduğu yuvarlak saat kadranları bulunur. Kule ile aynı yaşta olan saat, Fransız yapımı olup üzerinde L. D. Odobey Cadet- Morez (Jura) yazısı okunur. Bu bilgi, saatin Fransa’nın Jura’ya bağlı Morez şehrinde bulunan saat fabrikasında Louis Delphin Odobey tarafından imal edildiğini gösterir. Bir zamanlar topuzu, çelik halatları, kovaları, burçları, dişlileri, sarkacıyla mekanik bir donanıma sahip olan saatin 250 kg ağırlığındaki çanı her yarım ve tam saatlerde vurur ve sesi şehrin her tarafında yankılanırdı.

Kuleye, kuzey duvarındaki yuvarlak kemerli kapıdan girilir. Üst katlara “Z” şeklinde zikzak çizen ahşap merdivenle çıkılır. Gövdenin orta bölümünde, saatin ağırlıklarının rahatça aşağı yukarı doğru inip çıkması için boşluklar bırakılmıştır. Kulenin ikinci katı hariç her katta, yuvarlak kemerli küçük pencereler, saat kadranının üstünde de oval pencereler bulunur. Bu pencereler sayesinde kulenin içi daima aydınlık olur.
Saat kulesinin en son katı, köşk kısmıdır.
Buradaki saat mekanizması üzerinde yer alan küçük bir saat, bir mille yukarıya bağlıdır. Bu mil, kulenin dışındaki saat kadranlarında bulunan akrep ve yelkovanı hareket ettirir.

Tescilli Kule
Yozgat’ın tarihî sembollerinden, ayrıntılardaki farkları, silmeleri, pencereleri, şerefesi, armudî kubbesiyle özgün bir yapı olan saat kulesi, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından 1978’de, korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Şehrin en işlek meydanında, sağlam ve güçlü yapısıyla ahaliyi selamlayan Yozgat Saat Kulesi, zamanı göstermenin ötesinde, şehre kimlik kazandıran bir buluşma noktası, bir mihenk taşı ve daha önemlisi övünç kaynağıdır. Bu vesileyle ilk defa yayınladığımız vesika ve fotoğraflar sayesinde, birçok resmî ve gayri resmî kaynakları tashih etmenin, bilgilerimizi zenginleştirmenin iftiharını yaşıyoruz. Ecdadımızın bizlere yadigâr bıraktığı benzer eserleri daha fazla koruma ve sahiplenme hususunda katkımız olabildiyse, kendimizi mutlu addederiz.

Blog

Evliya Çelebi Anadolu’yu Geziyor: Sivas

Divriği halkının ayân u kibarı gayet çoktur. Bütün halkı garip dostlarıdırlar. Bütün garib ü gurabalarının her gece misafirsiz olmaları ihtimalleri yoktur. Malatya şehri bu Divriği’nin kıblesi tarafında bir menzil yakın olduğundan bu Divriği toprağında sakin olanların örfi vergilerini tamamen Malatya muhassılı alır.

Fırat Nehrine Atılan Yomca Odunu
Garip bir temaşadır ki bu şehir Fırat Nehri kenarında olduğundan yomca odunu namıyla bir tür kısacık tomruk odunları olur. Fırat’tan yukarı dağlarda herkes odunu kesip birer nişan koyarak Fırat Nehri’ne bırakırlar. Şehir yakınında bentlerde bütün odunlar toplanıp herkes nişanlarıyla odunlarını alıp yemek pişirirler; seyirliktir.

Divriği’nin Sevimli, Avcı Kedisi
Rum, Arap ve Acem’de bu Divriği’nin kedisi kadar nazlı, cana yakın, sevimli, avcı ve edepli kedi olmaz. Gerçi Mısır ile Trabzon ve Sinop şehrinin kedisi de meşhurdur; ama bu Divriği’nin şişman, iri ve samur gibi parlak postlu nice bin renkte kedisi olur. Hatta Rum’dan Acem diyarında Erdebil şehrine hediye götürürler. Acem’de kafes içinde dellâl başında gezdirip şah pazarında ve bedestende ‘Bir tümen iki tümen akçe!’ diye şah mezadında satılan Divriği kedisi vardır. Özellikle hadım kedi olursa ona paha biçilmez. Zira Erdebil şehri içinde kedi yaşamadığından Erdebil faresi gayet meşhurdur. Gerçi Acem kavminin sakalları çemberdir; ama bıyıklarını tamamen sıçan yediğinden Divriği kedisini yüksek pahaya alırlar. Erdebil kedi dellâlının bağırması: Ve mûnis-i tarrâbe Ve hasmâne-i fârâbe! Lakin serrâke değildir Münis-i gam-haredir
“Ey kedi isteyenler, avcı kedi, terbiyeli kedi, cana yakın kedi, fare düşmanı; lakin hırsız değildir, kederinize can yoldaşıdır.”
diye kedi dellâlları bayâtî makâmıyla okuyarak kafesleriyle Divriği kedilerini başları üzerinde gezdirip satarlar. Zira halkının elbiseleri yırtık hırka gibi fare derdinden parça parça olmuştur. Onun için Erdebil şehrinde “hirre” yani “gürbe” yani “kutta” yani “sinnûre” yani “mirrâbe” yani “maçî pistan” ve “mestan” yani kedi kıymetli olup Erdebil mezadında satılır. Tâ bu mertebe Divriği Kedisi meşhurdur.
Ama fakir kedilere Divriği kadılarının müflisçe olanları gayet hasımdır. Senede 40-50 adet kediyi gizlice kestirip tabaklattırıp kış günlerinde kürk yaptırıp giyerler. Moskof ülkesinin sincap kürkünden asla ayırt
edilmez. Kırmızı renkli kedileri Azak cilkavası kürkünden fark olunmaz.

Blog

Asil Bir Anadolu Şehri: Sivas

Asırlar boyu birçok medeniyete kucak açmış Sıvas yahut bugünkü söylenişle Sivas! Abbasiler zamanında fethedilmiş; daha sonra Selçuklular, Osmanlılar gelmişler buraya birbiri ardınca. Anadolu’da hüküm sürmüş her medeniyetin izleri bulunan Sivas, Anadolu Selçukluları’ na bir dönem merkezlik yapmış, Danişmendler’in başşehri, Osmanlı Devleti’nin ise en büyük eyalet merkezlerinden biri olmuş.
Tarihiyle heybet arz ediyor Sivas; şehrin yüzü biraz sert, evet; fakat bu, hoyratlığından değil vakar ve asaletindendir. Taş, Sivas’ta şatafat ve görkemi haykırıyor adeta; Selçuklu mirası camiler, medreseler, dârüşşifalar; Osmanlı eli değen ihtişamlı kaleler, yine camiler ve türbeler, hanlar ve hamamlar… Ayrıca şehri kuşatan yüksek dağlar, platolar şehre bir kartpostal havası veriyor sanki.

Yazık ki talihi, silueti kadar hoş olmamış Sivas’ın. Defalarca yağma edilmiş güzelim şehir; rengarenk bir lale bahçesi gibiyken tarumar olmuş, ama hep yeniden doğmuş baki kalan küllerinden! Bugün düne ait ihtişamı hâlâ saklı; ama biraz eğreti, biraz burulmuş…
Kuzey kısmı Karadeniz Bölgesi içerisinde olan Sivas’ın büyük kısmı İç Anadolu Bölgesi’nde. Sivas, dağlar ve yüksek düzlüklerin çok olduğu bir bölge. İlin ortalama yüksekliği 1000 metre.
Sivas’ta kışlar sert ve uzundur, yazlar serin ve nerdeyse kısacık. Kara iklimi hâkim tabiatıyla. Kuzeyde Karadeniz’e olan yakınlığı sebebiyle bu kısmı güneye nazaran daha yumuşak ve daha mutedildir Sivas’ın. İlin birçok yerinde yaz ile kış, geceyle gündüz arasında ciddi sıcaklık farkı vardır. Yılın büyük bölümünde soğuktur Sivas. Donmalar da meydana gelir elbette; Eylül ayı ortalarında başlar ve Ekim’de biraz daha artar; kış ve ilkbahar aylarında çoğalır. Kasım’dan Nisan’a kadar beyaz örtü ayrılmaz şehrin üzerinden. Dağlar ve diğer yükseltiler karın en çok ve en uzun mesken tuttuğu yerlerdir. Şehrin esas geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ticaret eskiye nispetle daha revaçta şimdilerde ve sanayi daha gelişmiş. Tarihî mirasa karşı alaka daha yüksek ve daha bilinçli son dönemde. Bu uyanış turizmin de yörede canlanmasına yardımcı oluyor tabii. Özellikle kültür turizminin kıpırdanması hem halkı memnun ediyor hem de kültüre ve medeniyete hayatını adayan bizleri.

Buruciye Medresesi
Sivas’ın ve Anadolu’nun önemli yapılarından olan Buruciye Medresesi, Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında vezir Hibetullah Burûcerdî oğlu Muzaffer tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Giriş kapısı sarımtırak kumlu taşlardan çok ince bir şekilde süslü olarak yapılmıştır. Zamanın müsbet ilimlerinin de okunduğu bina, dört eyvanlı ve ortası açık avlulu güzel bir Selçuklu medresesidir. Anadolu Selçuklu medreseleri içerisinde simetrik plan şemasına sahiptir.

Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası
Sivas’a 164 km. mesafedeki Divriği İlçesi’nde bulunan cami, Mengücekoğulları’ ndan Ahmed Şah tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıştır. Bir kısmı dârüşşifâ olmak üzere birbirine bitişik iki kısımdan ibaret olan bina, dikdörtgen plan üzerine inşa edilmiştir. Caminin en güzel tarafı kapılarda ve sütunlarda işlenmiş olan motiflerdir. Camiye taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç güzel kapıdan girilmektedir.
Camiye bitişik olarak yapılan şifahane o zamanın hastanesi ve medresesi vazifesini görmekte olup, Ahmed Şah’ın hanımı tarafından yaptırılmıştır. Anadolu’nun görkemli külliyeleri arasında yer alan bu eser, 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirasını Koruma altına alınmıştır.

Sivas’ta Bir Sahabi
Abdülvehhab Gâzi Hazretleri
Abdülvehhab Gazi Hazretleri, Sivas’ta, şehir merkezinin doğusunda, Akkaya tepesi üzerinde Yukarı Tekke adıyla bilinen yerde türbesi bulunan ve Anadolu’nun büyük velilerinden sayılan bir şahsiyettir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Abdülvehhab Gazi’nin Sivaslı olduğunu, gördüğü bir rüya üzerine Sivas’tan ayrılarak Peygamber Efendimiz’in yanına gittiğini ve onun huzurunda Müslüman olduğunu yazmaktadır. Türbesindeki kabir taşında yazılan “Hüvelbâkî, Ashab-ı Kiram’dan hâzâ merkadü’l mağfûr merhum Abdülvehhab Gazi (r.a.)” ifadesi de bunu ispatlar niteliktedir.
Emeviler döneminde Battal Gazi ve Ahmed Turan Gazi ile Bizans içlerine akınlar yapan ve İstanbul kuşatmalarına katılan Abdülvehhab Gazi Hazretleri, Sivas’ta iki yıla yakın emir olarak kalmış, Bizanslılarla yapılan bir savaşta da şehit olmuştur.

Ulu Camii
Caminin 1196-1197 yıllarında Kızılarslan bin İbrahim tarafından yaptırıldığı, Sivas müzesinde bulunan kitabesinden anlaşılmaktadır.
Dikdörtgen planlı caminin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Minarenin orta yerinde kûfî hatlı çinilerle süslü bir kemer bulunmaktadır. Minaresi 13. yy’ın ilk yarısında inşa edilmiştir. Zamanla eğilen ve eğri olarak ayakta kalan minaresiyle ünlüdür.